26 Temmuz 2012 Perşembe

{Kitap} Yaşam Rehberlerim: Esra Banguoğlu- Aykut Oğut

{Kitap} Elimden Düşmeyenler yazımda bahsettiğim, Haziran'dan beri blogumun tozlu raflarında bekleyen yazım P: 

Haziran ayının ortasında okul-iş arasında geçen günlerin ardından soluklanabildiğim, bana ait 4 gün (; Hem de çok güzel günlerden Cumartesi- Pazar- Pazartesi  ve Salı (((: Cumartesi- Pazar'ın bitmeme hissini veren ek iki gün daha, bence insana tatil hiç bitmeyecek hissini doyasıya yaşatıyor (;

Cumartesi günü Minnie Mouse konseptli Mini İdil'imizin 1. doğum günü hazırlıkları ile geçti... Hem de nasıl geçti, 4 saat minnie'li ve uçuç böcekli kanepe yapmakla geçti. Öyle kolayından da değildi, gayet ince işli, minik minik uğraşılıydı. Tamam, kabul ediyorum. Ben de ince ince uğraştım, özendim, ince eledim ((: Kimsenin yaptığını da beğenmedim (: Güzel bir koşturmacaydı, Mini İdil'imiz ise hiçbir şeyden habersiz, oynamaya, karıştırmaya, atraksiyonel hareketlerle yüreğimizi hoplatmaya devam etti. Pazar günü ise aylardır hazırlığını yaptığımız gün gelmişti, balonlar, renkler, masalar, süsler, çiçekler, yiyecekler, pipetler... Her şey Minnie Mouse konseptindeydi. Her şey uğraştığımız, özendiğimiz şekilde çok güzel oldu, içimize sinen pek mutlu, harika bir partiydi. Yorucuydu evet ama, çokça uyku ve koltukla kurulan uzun ilişkilerin ardından şu an hatırlanmayan yorgunluklar onlar... Akıllarda, fotoğraflarda, videolarda kalan ise süper ilk doğum günü, ilk anı, ilk yılın sonu, ilk ilk ilk işte (;

*Fotoğraf bendeniz tarafından çekilmiştir, düzenleme Sez'in blogunda kullanılmak için. Ben de faydalandım (: Sezsel by Sezgi 

Ah o meşhur Pazartesi'ler... Ah o bazen lanet edilen, bazen pek sevilen masum Pazartesiler (: Yatakla kurduğumuz ilişkinin özgürlüğü kadar güzel bir uyanma şekli yok, alarmsız, zilsiz, kesintisiz... Annemin mükemmel kahvaltısını özlediğimizi Sez'le konuştuktan sonra -Twitter sağ olsun- Esra- Aykut Oğut ikilisinin Derya Baykal'ın programına çıkacağını öğrendik, bilenleriniz bilir yeni kitapları 13 Haziran'da piyasaya çıktı. Bu sefer ikisi birlikte yazmışlar, öğrendiğime göre söyleşi şeklindeymiş kitap. Ben ve Sez (Ablam) Aykut'un ilk kitabı Evrenden Torpilim Var'la tanışmamızın ardından, hayata bakışımız, felsefemiz, hayatımızın kalitesi değişti, her gün daha da güzelleşti... Sez'le bilirim saatlerce kendi keşfimizi gerçekleştirmek için konuştuğumuzu, kafa patlattığımızı... Artık bünye ister hale geldi, Sez'le ara verelim böyle sohbetlere. Hemen "Hadi, bu ara ihmal ettik" diyoruz ve her sohbette neler öğreniyoruz, neler keşfediyoruz... Aykut cansın can (; Sonra AyraŞehri'ni keşfettik, kitaplarında hep bahsettiği eşi Esra ile ise pek tanışıklığımız yoktu, ta ki AyraŞehri'nde her hafta yayımladıkları videolara kadar, ikisi bize nasıl ışık oldular anlatamam. Sez'le videolar ardından sohbetlerimiz daha arttı, tekrar tekrar izledik, durduk. Esra ile kundalini yoga yapmaya başladık, her gün 30 dk., 40 gün. Kendimize ayırdığımız 30 dk., sadece ben, yaşamım, gerçekliğim ve hayallerim vardı. Sonra devam etmedik, şimdi yine yapmalıyım sanki durumları başladı ben de. Bu sırada ikinci kitabı çıktı Aykut'un, hani şu üstünde ayna olan, adını okuyucunun koyduğu siyah kitabı. Vaoov dedirtti kitap, tıkandığımız sorulara, noktalara öyle ilaç gibi geldi, bizi ve sohbetlerimizi öyle farklı boyuta taşıdı ki... Bu gelişim, değişim ve keşif sadece Sez'le bende değil, çevremizde, arkadaşlarımızda da oldu. Artık insanlar siz bu tarz şeyleri seviyorsunuz, falan filana başladım, okudum diyorlar bize. Aykut ilk kitabında der ki önermeyin bu kitabı insanlara, her kimseye önerirken diyorum ki "Aykut, önerme bu kitabı. O zaman insanlara sende sorun var dersin. Ahkam kesme!" tonunda uyarıyor, okuduğunda sen de göreceksin ama ben çok değiştim bu kitapla, çok işime yaradı. Sen de oku, belki içine işler." (; Ha tabi ki bu sohbetleri yapan, anlayan, isteyen kişilere derim, öyle herkese de oku oku bak çok güzel demem. Kimseye ahkam kesmiyorum yani Aykutcuğum (; Geçtiğimiz günlerde yok olmuyor, bir şeyleri unuttum mu ne dedim ve aynalı kitabına başladım tekrardan. İkinci kez okumama rağmen kahkahalarla gülüyorum okurken, deli bu adam yahu diyerek. Üçüncü kitabı "Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak" ı henüz almadım, almamak için çaba sarf ediyorum resmen. "Kendi Gerçekliğim" adını verdiğim ikinci kitabını (hayır, o benim kitabım (:) kitabımı bitirmeden asla almayacağım diyorum ama bu gün Derya Baykal'da izlerken Sez'le alalım, alalım modundaydık bir ara "Gidip koşarak kitapçıdan alasım geldi bile" dedi Sez, ben gayet kararlı bir şekilde "Sen al, oku. Ben bitireceğim kitabımı öyle" dedim. O da başladı aynalı kitabı okumaya ikinci kez, ona da gel bana uy, beni de yoldan çıkarma diyorum aslında içten içe (((:


Aykut ve Esra teşekkür ederim size... Bu yazı size. Değişim, gelişim ve keşfimde benimle birlikte olduğunuz için (; Şükürler olsun, sizin hayaliniz olup olmadığını bilmiyorum ama bu gün programı izlerken dedim ki sadece TR değil, yurt dışında yayımlanmalı kitapları, size minik bir katkı olsun benden . Bir gün olur belki (; (Belki dedim çünkü ben değil, sizin istemeniz önemli, ondan yani (((: Yoksa ben, sen, o ne isterse olur. Çok iyi biliyorum) Öpüyorum siziiii (;              


S.D.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

{Kitap} Elimden Düşmeyenler

{Özel} Hayat... Hayal... Gerçek... yazımda bahsettiğim o balkonda, o hayal ettiğim tatili yaşamaya devam ediyorum... Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- Su ve Şemspare'den sonra başucumda, elimin altında bu üç kitapla geçiyor günlerim... Tatilimin başından beri tüm kitaplarımın yanında okumaya devam ettiğim, yeni başucu kitabım: Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak. Ablam Sez'le ikimizin yıllardır takip ettiği, kitapları ile yaşam rehberimiz Aykut Oğut ve Aykut'un kitaplarında sıkça bahsettiği, AyRaŞehri'nde birlikte her hafta video yayınladıkları, hatta bizi Kundalini Yoga ile tanıştıran, eşi Esra Banguoğlu Oğut ile ilk kez birlikte yazdıkları kitap. Eğer kendinizle, hayatınızla ilgili değişimi istiyor, hayatınızda mükemmel bir bakış açısı kazanmak istiyorsunuz; Aykut-Esra çifti bi' harika, benden tavsiye (; 
(Kitap yeni çıktığında hazırladığım, ancak paylaşmayı unuttuğum yazım yarın sizlerle olacak, geç de olsa (:) 


Ayşe Kulin'in hayatı, ahh ahh... Ayşe Kulin'in ve ailesinin otobiyografisini okumak bi' harika... Veda ve Umut'u bir çırpıda okumuştum, Selanik'te yaşadıkları dönemi, İstanbul'a gelişlerini hayata tutunmalarını, ailenin kaç kuşağını ne de güzel anlatıyor... Şimdi iki defa başlayıp bir türlü sonunu getiremediğim Hayat'ı okuyorum. Veda ve Umut'ta olduğu gibi 'acaba ben ailemi yazsam nasıl olur?' diye düşünmeden edemiyor insan. Tabi ki Hayat ve Hüzün haricinde diğer kitaplarında O'na anlatılanların yanına hayal gücünü de öyle bir güzel katmış ki, hayal gücü değil de empati becerisi desem daha doğru sanki... Ayşe Kulin yazarken, öyle güzel bürünüyor ki o kişiye, kimliğe, o yüzden çok sahici geliyor anlattıkları... Kendi ailesini anlatırken hele, sanki ailesinin hepsi kulağına fısıldıyor yaşadıklarını, o kadar sahici... İki gündür elimden düşmüyor, Hayat. Yarısındayım. En son 6-7 Eylül 1955'te kardeşçe yaşanan insanların birbirlerine nasıl düşürüldüğü, nasıl şiddetin mahallelerimize, evlerimize, komşuluklarımıza sızdığının kötü bir örneği; 6-7 Eylül Olayları'nı anlatıyor Ayşe Kulin. 3 yıldır Kurtuluş'luyum, Feriköy'lü dedemden de daha önce dinlediğim yaşanılanlar gözümde canlanınca "Nasıl olur? Neden?" diye sayıklayıp, durdum. Şimdi mahalle kavramın en güzel örneklerinden olan Kurtuluş'un o zamanını unutmak istedim bir çırpıda.  

Sırada Hüzün var, heyecanla beklediğim... 

Tüm insanlık için duam: Kardeşçe, huzurlu bir yaşamımız olsun. 

Kardeşçe, huzurlu günler

S.D.    

22 Temmuz 2012 Pazar

{Kitap} Şemspare/ Elif Şafak

*Kıyıköy yollarında okurken

İnsanı kelimeleri ile büyüleyen bir yazar daha... Elif Şafak... Masum, narin, sakin ve gönülden yazmasıyla beni başka diyarlara sürüklüyor. Açtığım sadece bir kitabın sayfası olmuyor, başka diyarlara, başka toplumlara, başka zamanlara, başka insanlara yolculuk ediyorum O'nunla. Hem de hiç farkına varmadan...


SAKM'deki tiyatro eğitimim sırasında derslerimize gelen Yelda Karataş* hocam derdi ki "İnsan eğer okuduğu metinden, girdiği dersten, konuştuğu sohbetten sonra başını eskisinden ağır hissediyorsa; bilin ki o metin, o ders, o sohbet size bir şey katmıştır... Sizin ufkunuz genişlemiştir." O'nun derslerinde çıktığımda başımı kocaman hissettiğim gibi, Elif Şafak'ın satırlarını okuduğumda da başımı aynı dolulukta hissediyorum... Hele ki Şemspare'de...  Sayfalarca not çıkardım okuduğum satırlardan. Şunu oku, bunu bul, bunları izle, şunları araştır diye... Yüreğime dokunanlar, düşlediklerim, düşündüklerim... Beni, geleceğimi, şimdimi şekillendiren kelimeler, satırlar... İskender'de, Aşk'ta, köşe yazılarında olduğu gibi... Sürekledi beni, benim de daha önce bilmediğim pek çok diyara...

Şafak Şemspare'de; küçük bir ülke olan İskoçya'nın yazarlarına, bilim insanlarına, şairlerine nasıl sahip çıktığını anlatıp, İstanbul'da böyle bir girişim için yetkililere seslenir. Kitap yazmak, şair olmak isteyenlere ibret olacak İranlı yazar, şair Furuğ'un hayatını okumalarını önerir. Yaşı kaç olursa olsun annelerinin gözünde büyümeyen evlatlardan, yalnız kalmanın tahmin edilenin aksine insana nasıl üretkenlik getireceğinden, vazgeçmenin gerektiğinde ne büyük bir tavır olduğundan Elif Şafak'ca... Sakince, narince, gönülden anlatıyor Şemspare'de...  


*Ramazan davulu eşliğinde yazlığın balkonundaki  keyif zamanı (: 

Benim kitaptan notlarım (Kitapları okurken, mutlaka not alırım, ya sayfanın kenarını kıvırır, ya da renkli kağıtlar iliştiririm. Bir gün elbet bakarım diye)


İncele
**Ekoloji yaşamı desteklemek ve çevre sorunları ile mücadele etmek için kurulan Yeryüzü Derneği'ni, "Acaba yapabilir miyiz?" diye düşünüp, 'başlamak yapmanın yarısıdır' diye diyerek yola koyulduk diyen dernek kurucusu Ceyda Saygıner Falay'ı. Kent Bahçeleri projesini oku, incele, gerekirse katıl!
**1725'te Kuzey Almanya'nın ormanlık bölgesinde kurtlarla büyümüş, kurda benzeyen bir oğlan: "Vahşi Oğlan Peter"i, ondan esinlenilerek yazılan "Güliver'in Seyahatleri" ve "Robinson Cruise" oku tekrardan. 
**Hem sanatçı, hem siyasetçi olan Çek Vaclav Havel'in biyografisini oku!
**Duvar ve İsyan gibi kitapları basılan, yasaklarla ve kısıtlamalarla boğuşan şair, yazar, oyuncu, ressam İranlı Furuğ'un eserleri ile ilgili çalışma yapan İran asıllı Amerikalı profesör Farzaneh Milani'nin Peçeler ve Kelimeler (Veils and Words) kitabını oku. Çalışmalarını incele! 
Oku/İzle
**Yaratıcı Beyin/ Nancy Andreasen (Kitap)
**Örümcek Kadının Öpücüğü/ Manuel Puig (Kitap/ Film) Başrollerinde; Raul Julia ve William Hurt. 
**Görme engelli, yıllarca kütüphanecilik yapmış yazar ve şair Borges'i oku.
**Germinal/ Emila Zola (Kitap/ Film) Başrolde Gerard Depardiev
**Shakespeare Olmak/ Stephen Greenblatt


Sadece bir kitabın kapağını açmıyorum demiştim, Şemspare sayesinde sürüklendiğim ve sürükleneceğim yeni serüvenlerim...  


*Tanıdığıma şükrettiğim insan, hocam Yelda Karataş'ı ilerleyen günlerde anlatacağım. Hepimizin yüreğine işlemiştir mutlaka, eminim. Siz de bana hak vereceksiniz okuyunca. 


Sevgiyle kalın.


S.D. 


  

21 Temmuz 2012 Cumartesi

{STK} Meyve Çekirdekleri ?!?!

Yıllardır STK'larla yani sivil toplum kuruluşlarıyla, STK'ların yaptığı projelerle yakında ilgilenirim. Ya projelerinde kısa süreli yer alırım, ya sevdalanıp yıllarca gönüldaş olurum. Ya da en azından haberdar olur, okurum ve yapabildiğim neyse -bireysel olarak- yaparım. Beni bilen bilir (;


TEGV'le gönüldaşlığımız 6.yılında, TEMA ile 2 yıl aktif gönüllülüğün ardından 2 yıllık bir sessizlik girdi aramıza, şimdi yeniden başladık gönülden birlikteliğe. ÇEKÜL ise 2009 yılında İstanbul Üniversitesi GençTema kulübümüzde tanıştığımız arkadaşların sayesinde keşfettiğim vakıf. Her ne kadar aktif yer alamasam da projelerinde onlar benimle, ben onlarlayım 3 yıldır (; STK yolculuğumla ilgili, sizlere de rehber olacak, bana da yeni ufuklar açacağına inandığım yazılara henüz yer veremesem de en yakın zamanda yazıp, anlatacağım "profesyonel gönüllülüğümü" blogumda (:

Gelelim meyve çekirdeklerine... Yıllardır ortada dolaşan bir proje olduğunu bilenleriniz vardır. "Yediğiniz meyvelerin çekirdeklerini çöpe değil, toprağa atın" diye bildiğim, ancak bu yazı öncesinde araştırma yaparken bu projenin farklı boyutlarını da keşfettim. Proje ile ilgili yanlış/eksik bilgiler oldukça fazlaymış oysa ki. 


Mayıs ayından beri, İstanbul'da yediğimiz meyvelerin çekirdeklerini bir kavanozda saklıyorum, Kumbağ'a yazlığa geldiğimizde de annemlerle birlikte devam ettik meyve çekirdeklerini toplamaya. Geçtiğimiz günlerde ise gördüğünüz çekirdekleri attık yoldan geçerken toprağa. Toprağa attık çünkü topraktan aldığımızı toprağa geri verelim, gübre olsun, toprağın yararına olsun istedik. Sadece attım toprağa, tohum eker gibi ekmedim. Oysa ki şimdi öğrendiğime göre tüketilen meyvelerin çekirdeklerini gölgede 3 gün kurutarak poşetlere kaldırılıp, belirli aylarda ekilmesi ve böylece ağaç kazanılması ile ilgili bir projeymiş bahsedilen. Facebook'ta geçen günlerde bir arkadaşımın paylaştığı görselde TEMA Vakfı'nın amblemi vardı. Ben de araştırmaya başlarken hemen TEMA'nın sitesine baktım ama girmediğim proje, sayfa kalmamasına rağmen bulamadım. Sonrasında başka siteleri araştırmak için genel arama yaparken karşıma şu sayfa çıktı. Daha net okumak için buyurun: buraya. 



2010 yılında TEMA girişimiyle meyve çekirdekleri projesinin bilgisi TEMA'nın gördüğünüz açıklaması ile reddedilmiştir. Şaşırdığım şu, üzerinden iki sene geçmesine rağmen halen görsellerinin her yerde yaygın olması ve TEMA'nın projesi olarak duyurulmasının güncelliği.  



Ben dediğim gibi topraktan aldığımı toprağa geri vermek ve toprağa faydasının olacağını düşündüğüm için biriktirdiğim meyve çekirdeklerini toprağa serptim. Artık toprak bilir ne yapacağını (: Anneannem topladıklarımı görünce, eskiden babasının da meyve çekirdeklerini bahçesine attığını anlattı. Bir sakıncası olacağını düşünmüyorum. Sizce?    

 Küçük bilgi: Bahsettiğim vakıfların linklerini üstüne tıkladığınızda ulaşabilirsiniz. Merak edenler için (;  

Güzel Günler

S.D. 

20 Temmuz 2012 Cuma

{Kitap} Bir içim SU: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- Su/ Buket Uzuner

Bir içim Su. Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU kitabı, Buket Uzuner'in... İlk sayfasından sizi avucunun içine alan, büyüleyen, ayrılmaz bir parçanız haline getiren, aklınızın, yüreğinizin hep onda tutan bir kitap... Bir yaşam örneği... Gerçek gibi... Sanki Kalamış'a gitseniz otacı Umay Nine'yi, Korkut Dede'nin eczanesini, uyumsuz Defne Kaman'ı görecek, Kadıköy'de komiser Ümit'e rastlayacak, Sahaf Semahat'tan kitap alacakmış gibi geliyor insana romanı okurken. Kitap Büyüsü diye bir şey var, bence. İnanıyorum buna. Kitap Büyüsü olan kitaplar, içini döktükleri sayfalara dokunmuş yazarların tılsımı... Buket Uzuner'in İstanbullular kitabında olduğu gibi, 2010 yılında okumama rağmen halen o kitabın tadı aklımda, 15 farklı kişinin kesişen hikayeleri, yaşam deneyimleri, Belgin ile Ayhan'ın aşkı... Herkesin bir ortak noktası var; İstanbullu olmak... O kitabı, benim de nasıl İstanbullu olduğumu, İstanbul'a aşık olduğumu, bu şehrin benimle kurduğu özel bağı hissederek okudum... Kendimden birçok şey bularak... 



Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU. Bir içim SU, Su gibi okunan kitap... 
Keşif...  Kaman gelenekleri, Kutadgu Bilig'i, kayın ağacını, şeftali çekirdeğini, yunusları, ayçöreğini, sahaf dükkanlarını, Greenpeace'i, HES'leri, yazarların dünyasını, Yunus Peygamberi keşif...   
   
Köklerimizde var olan, her türlü geleneğimizde halen izleri olan Şamanizimi araştırmak, Buket Uzuner'in kitabı yazarken faydalandığı kitapları, bu alanda çalışan bilim insanlarının çalışmalarını okumak istiyorum. Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'ini, lisede şöyle bir okuyup, gülüp geçtiğimiz gibi değil. İçime sine sine okumak istiyorum. 





11. yüzyılda yazılmış olup halen günümüzde nasıl geçerliliğini korur ki bu satırlar, bu sözler, bu cümleler... Sanki bu bilgiler bir yerde mevcut ve  bazı insanlar (seçilmiş, akıllı, zeki, ermiş, deli vb.) bu bilgilere ulaşmış ya da ulaştırılmış ve bunları yazmışlar gibi geliyor bana. Şimdi nasıl geçerli, nasıl halen bizlere ışık oluyor bu sözler. Bu eserlerin karşısında hayranlık ve hayret duygusu hakim oluyor bende. Tıpkı büyüleyici tarihi yapıları gördüğümde olduğu gibi. 


Buket Uzuner teşekkür ederim. Yüreğine, yüreğindekileri döküş biçimine, toplum ve çevre duyarlılığına, yeni keşiflere yelken açmama yardımcı olduğun için... 


"SU saflıktır, SU berekettir. SU'dan önce bereket yoktu. Ve SU'dan sonra da bereket olmayacaktır.SU, iyiyi kötüden ayıran en şeffaf sınırdır.SU'ya ecel gelmez! SU kötülüğü yıkar, temizler. SU şifadır. SU kaybolmaz. SU döner. SU dolaşır. SU akar. SU gezer. SU uçar. SU yağar. SU uyur. Ve SU bilir." (Buket Uzuner, Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU, sf. 78-79).  


Hidroelektrik Santralleri demişken geçen gün Facebook'ta paylaştığım, karadeniz müziğinin modern temsilcisi Marsis grubunun öncülüğünde hazırlanan HES'lerle ilgili farkındalık videosu: Buyurun siz de izleyin: 



Sevgiyle kalın... 

S.D.
  

16 Temmuz 2012 Pazartesi

{Özel} Hayat... Hayal... Gerçek...

Beklediğimiz, iple hatta halatla çektiğimiz yaz... En sonunda geldi. Hem de tüm kavuruculuğu ile... Ben bahar insanıyım, baharda bu dünyaya merhaba demişim ve mevsimlerden bahar en sevdiğim. Tüm canlılığın doğuşu, dirilmesi, yenilenmesi... Yazın bunaltıcı sıcaklarını yaşadığımız şu günlerde yaz kendisinden bıktırsa da tatilin bu mevsimde olması, onu en değerlimiz yapıveriyor, şanslı kerata (;

Kışın en çok istediğim şeydi, yaz gelsin, aslında tatil gelsin, ailemin yanına Tekirdağ'a gidiyim. Onlarla birlikte yazlığımızda güzel balkonumuzda keyif çatalım. Saati, alarmı, takvimi unutalım, hatta kilitli dolaplara saklayalım... Gönlümüze göre, kafamıza göre, canımızın istediğine göre gezelim, yatalım, kalkalım, cumburlop denize dalalım, güneşin altında kavrulalım, arabaya atlayıp yollara düşelim, kitap okuyalım, dans edelim, sohbet edelim, uyuyalım... Bu böyle devam eder, ediyor da... Etsin de... Kocaman bir "Şükür"

Yukarıda saydığım gibi, tam da hayal ettiğim gibi bir tatil yaşıyorum ailemle. Uyuyorum saatlerce, erken yatıp erken kalkıyorum, ya da tam tersi. Kitap okuyorum, her zamanki gibi. Hayaller kuruyorum, olumlamalar yapıyorum, şükrediyorum saatlerce, yürüyorum. Denize giriyorum, güneşleniyorum... Sohbet ediyorum, Sez'le Sezsel blog için fotoğraf çekiyoruz, mekanlar, kıyafetler düşünüyor, düşüyoruz yollara... Tadına varıyoruz hayatın, yaşıyoruz iç sesimizle... Arabaya doluşup gidiyoruz, hayat gibi, bazen düz, bazen virajlı yollarda... 

Hayat... Tatil... Hayal... Gerçek... Şükür...  

Aylardır hayalini kurduğum köşe...

Şu anda tam da şu çiçeklerin arasından sekiz seneden beri kırlangıç kuşlarıyla paylaştığımız balkonumuzdan hayata bakıyoruz ve tadını çıkarıyoruz ailecek. Şükrü, keyfi, huzuru, hayali, mutluluğu, paylaşımı, gülüşü bol... Çekirdek ailemiz ve her sene çoğalan kırlangıç kuşlarımız... Kırlangıç kuşları misali biz birbirimize emek veriyoruz, değer veriyoruz. Yavrusunun yanından bir dakika bile ayrılmayan, onları koruyup kollayan anne kuş gibi, yavrularına yemek taşıyan, onların uçmalarını, kendi başlarına ayakta kalmalarını öğreten baba kuş gibi, minnacık yuva içinde kardeş kuşların birbirlerine yardım etmeleri, destek olmaları gibi... İşte benim kıymetli annem, aslan yürekli babam, yol arkadaşım ablam... CAN... Canlarım... 

Emek, değer, paylaşım ve mutluluğu yanınıza alın, ailenizle, eşinizle, dostunuzla, sevgilinizle, kardeşinizle, çocuğunuzla vakit geçirin... Unutmayın ki hayat şu 'AN'da!!! 

Hayallerinizin gerçek olması dileğiyle... 

S.D.