20 Ekim 2012 Cumartesi

{Kitap} 31.İstanbul Kitap Fuarı

Müjde!!!
Hem de ne güzel bir müjde!!!

31. si düzenlenecek İstanbul Kitap Fuarı 17-25 Kasım'da Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde. Tüyap nerede mi? İşte orası muamma. İstanbul desem değil, Tekirdağ desem hiç değil. Uzakta, çok uzakta. Evden çıkıp, eve geldiğimde 7 saat geçmişti. 7 saatin sadece 2 saatini fuar alanında gezerek ve kitaplarla haşır neşir olarak geçirmiştim. Uff ne kötüydü, yaşadıklarımı hatırladım da. Neyse ki şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) City Sight Seeing Tour aktivitesi yapabileceğimiz metrobüs Beylükdüzü'ne ulaştı da, daha rahat gideceğiz Tüyap'a. Tabi, metrobüste konservedeki balık olmak pahasına (:



Etkinlik Programı'na merak edenler, buyurun: http://www.istanbulkitapfuari.com/index.php?main=etkinlik

S.D.


19 Ekim 2012 Cuma

{Kitap} Ali ile Ramazan

Perihan Mağden'in kalemi, Ali ile Ramazan'ın hikayesi... Perihan Mağden'in kitabı değil o, gerçek yaşamın, Türkiye'nin yaralı yüzünün hikayesi o...



Sabah elime aldım, dünya işlerimin yanında her boşluğumda koşmak istedim yaşanan gerçeklere. Pek bilmediğim insan gerçeklerine...  Hava karardı. Kitap da karardı. Hiçbir sıfat yaşananları anlatmaya yetmez bence. Zaten kitabın etkisi halen üstümdeyken, yüreğim sabah beri dağlanmışken, boğazıma yumru oturmuşken kelimeler dökülmüyor o kadar kolay. Dökülemiyor.

Annesiz babasız olmak, yetimhanelerde büyümek, hem de Türkiye'de. İşte kanıtı: Ali ile Ramazan. Hayatın en acımasız yüzünü onlar yaşamışlar, yalnız, evsiz, en önemlisi sevgisiz kalmış kesimden Ali ile Ramazan. Başka hikayeler de var. O acımasız hayatla yüzleşenler, yüzleşmeye devam edenler.

{Özel}Manzaram yazımda demiştim ki "Eğer bir yerde yolunda gitmeyen bir şeyler görüyorsan  o taşın altına elini koymak lazım..." diye. Ben taşın altına elimi bu kitabı okumadan önce koymaya niyetlenmiştim. Şu yazımda da az biraz çıtlatmıştım. Projem var, hayalim. Gerçek olur belki. Olsun da. İnanıyorum. Hissediyorum.

Umut yeşermeli böyle zamanlarda insanın içinde. Yoksa?    

18 Ekim 2012 Perşembe

{Kitap} Adı Gibi "Sil Baştan"

Bu kitap, kabus gibiydi benim için. Sonlarına yaklaşmışken bırakmışım elimden -neden olduğunu hatırlamıyorum- aylar öncesinde, sonra bir gün "Bu kitap yarım kalmıştı. Haydi bitireyim" diye elime aldım ki, o kitap günler, geceler geçti bitmedi, gitti. Aman boş ver okuma bu kitabı dediysem de bir şeyi yarım bırakmayı sevmediğimden, kitabın sonunda "n'olur güzel bir şey olsun" düşüncemden bırakamadım ikinci kez de.



2 sene önce Tüyap Kitap Fuarı'ndan almıştım. Tasarladığım, araştırdığım bir kitap değildi, öyle birden bire karşıma çıkmıştı. Geldiği gibi gitmedi, bu kitap. İki yıl oldu. Ancak bitti, hem de -neredeyse- iki kez okuyarak.

Çevirisi, cümleleri sıkıcı olan, hikayesi ne olduğu tam anlaşılamayan, bıraktığı izi olmayan bir kitap. (Nokta, vallahi)

S.D.

12 Ekim 2012 Cuma

{Özel} Manzaram...

Şu an önümde aşağıda gördüğünüz kare duruyor. Bakıyorum, birini elime alıyorum. Sonra dalıyorum tam okumaya, incelemeye. Hop başka biri göz kırpıyor bana. Bırakıyorum onu, alıyorum göz kırpanı. Eviriyorum, çeviriyorum bunu okuyacağım diyorum. Ama yok olmuyor. Aklım diğerlerinde, hangisini elime alsam, aklım   alamadıklarımda oluyor. Bu akşam böyle, kararsız bir gece. Heyecanlanıyorum her sayfayı açınca.


Hele ki 6.Beyoğlu Sahaf Festivali'nden aldıklarım... Girdim, girişteki tezgahı gördüm ve çıktım. Yetti, arttı, taştı. Yıllardır saklamaya, biriktirmeye bayılırım notlarımı, biletlerimi, broşürleri. İşte tam da benim gibi birinin arşivini buldum, yıllar öncesinden dergiler, Şehir Tiyatroları'nın, Kent Oyuncuları'nın dergileri, afişleri, broşürleri... 1988 yılında Şehir Tiyatroları'nda sergilenen oyunlar, oynayan oyuncular, makaleler, yazılar... Paylaşacağım ilerleyen zamanlarda, daha detaylı. Hele ben bi' içime sindireyim.

Aklımda gezdiğim, gördüğüm yerler, öğrendiklerim, göreceğim, gezeceğim şeylerle doluyken bu akşam konsantre olamıyorum, kıyamıyorum birini tercih etmeye... Yarın umut dolu bir gün... Aylardır haşır neşir olamadığım TEGV İletişim Eğitimi zamanı. Hatırlatma yaptım kendime, TEGV'in, iletişimin, çocuğun, 6 yıllık yaşanmışlığın içine daldım yeniden, aslında hiç kopmamışım ki.

Şimdi insanların ideallerini nasıl gerçekleştirdiklerini, nasıl ideal bir eğitim neferi olduklarını düşünerek mesleğimde BEN neler yaparım diye düşünme vakti...

Hayat felsefem: "Eğer bir yerde yolunda gitmeyen bir şeyler görüyorsan  o taşın altına elini koymak lazım..."

S.D.

27 Eylül 2012 Perşembe

{Müzik} Ceylan Ertem

Ceylan Ertem'le tanıştım geçenlerde.
Geç kalmışım.
Ne güzel bir ses, tarz...
Takıldım kaldım öyle...
2.albümü "Ütopyalar Güzeldir" ile Fizy'deydi düne kadar, şimdi TTNet Müzik'te de dinleyebilirsiniz.
Başka hangi şarkıları var diye gezinirken internette,
karşıma Beyoğlu Hayal Kahvesi'ndeki performansları çıktı.
Canlı dinlenmeli diye notumu aldım ajandama.

En beğendiğim canlı performansları;



25 Eylül 2012 Salı

{Kitap} İZ peşindeydim!


İZ peşindeydim.
Aylardır bekledi usulca beni kitaplıkta, sonra annemin eline geçince kıymete bindi. 
Düştü elime.
Daldım ki öyle bir dalış kitaba.
 Çabuk gitti elimden. 
Çok uzun zamandır- ilkokul 5'te Şeker Portakalı'nı bitirdiğimden beri- bir kitabı okurken ağlamamıştım hüngür hüngür. 
Ne var yahu bu kitapta ağlanacak derseniz? 

Hayatımın İZ'ini buldum.



26 Temmuz 2012 Perşembe

{Kitap} Yaşam Rehberlerim: Esra Banguoğlu- Aykut Oğut

{Kitap} Elimden Düşmeyenler yazımda bahsettiğim, Haziran'dan beri blogumun tozlu raflarında bekleyen yazım P: 

Haziran ayının ortasında okul-iş arasında geçen günlerin ardından soluklanabildiğim, bana ait 4 gün (; Hem de çok güzel günlerden Cumartesi- Pazar- Pazartesi  ve Salı (((: Cumartesi- Pazar'ın bitmeme hissini veren ek iki gün daha, bence insana tatil hiç bitmeyecek hissini doyasıya yaşatıyor (;

Cumartesi günü Minnie Mouse konseptli Mini İdil'imizin 1. doğum günü hazırlıkları ile geçti... Hem de nasıl geçti, 4 saat minnie'li ve uçuç böcekli kanepe yapmakla geçti. Öyle kolayından da değildi, gayet ince işli, minik minik uğraşılıydı. Tamam, kabul ediyorum. Ben de ince ince uğraştım, özendim, ince eledim ((: Kimsenin yaptığını da beğenmedim (: Güzel bir koşturmacaydı, Mini İdil'imiz ise hiçbir şeyden habersiz, oynamaya, karıştırmaya, atraksiyonel hareketlerle yüreğimizi hoplatmaya devam etti. Pazar günü ise aylardır hazırlığını yaptığımız gün gelmişti, balonlar, renkler, masalar, süsler, çiçekler, yiyecekler, pipetler... Her şey Minnie Mouse konseptindeydi. Her şey uğraştığımız, özendiğimiz şekilde çok güzel oldu, içimize sinen pek mutlu, harika bir partiydi. Yorucuydu evet ama, çokça uyku ve koltukla kurulan uzun ilişkilerin ardından şu an hatırlanmayan yorgunluklar onlar... Akıllarda, fotoğraflarda, videolarda kalan ise süper ilk doğum günü, ilk anı, ilk yılın sonu, ilk ilk ilk işte (;

*Fotoğraf bendeniz tarafından çekilmiştir, düzenleme Sez'in blogunda kullanılmak için. Ben de faydalandım (: Sezsel by Sezgi 

Ah o meşhur Pazartesi'ler... Ah o bazen lanet edilen, bazen pek sevilen masum Pazartesiler (: Yatakla kurduğumuz ilişkinin özgürlüğü kadar güzel bir uyanma şekli yok, alarmsız, zilsiz, kesintisiz... Annemin mükemmel kahvaltısını özlediğimizi Sez'le konuştuktan sonra -Twitter sağ olsun- Esra- Aykut Oğut ikilisinin Derya Baykal'ın programına çıkacağını öğrendik, bilenleriniz bilir yeni kitapları 13 Haziran'da piyasaya çıktı. Bu sefer ikisi birlikte yazmışlar, öğrendiğime göre söyleşi şeklindeymiş kitap. Ben ve Sez (Ablam) Aykut'un ilk kitabı Evrenden Torpilim Var'la tanışmamızın ardından, hayata bakışımız, felsefemiz, hayatımızın kalitesi değişti, her gün daha da güzelleşti... Sez'le bilirim saatlerce kendi keşfimizi gerçekleştirmek için konuştuğumuzu, kafa patlattığımızı... Artık bünye ister hale geldi, Sez'le ara verelim böyle sohbetlere. Hemen "Hadi, bu ara ihmal ettik" diyoruz ve her sohbette neler öğreniyoruz, neler keşfediyoruz... Aykut cansın can (; Sonra AyraŞehri'ni keşfettik, kitaplarında hep bahsettiği eşi Esra ile ise pek tanışıklığımız yoktu, ta ki AyraŞehri'nde her hafta yayımladıkları videolara kadar, ikisi bize nasıl ışık oldular anlatamam. Sez'le videolar ardından sohbetlerimiz daha arttı, tekrar tekrar izledik, durduk. Esra ile kundalini yoga yapmaya başladık, her gün 30 dk., 40 gün. Kendimize ayırdığımız 30 dk., sadece ben, yaşamım, gerçekliğim ve hayallerim vardı. Sonra devam etmedik, şimdi yine yapmalıyım sanki durumları başladı ben de. Bu sırada ikinci kitabı çıktı Aykut'un, hani şu üstünde ayna olan, adını okuyucunun koyduğu siyah kitabı. Vaoov dedirtti kitap, tıkandığımız sorulara, noktalara öyle ilaç gibi geldi, bizi ve sohbetlerimizi öyle farklı boyuta taşıdı ki... Bu gelişim, değişim ve keşif sadece Sez'le bende değil, çevremizde, arkadaşlarımızda da oldu. Artık insanlar siz bu tarz şeyleri seviyorsunuz, falan filana başladım, okudum diyorlar bize. Aykut ilk kitabında der ki önermeyin bu kitabı insanlara, her kimseye önerirken diyorum ki "Aykut, önerme bu kitabı. O zaman insanlara sende sorun var dersin. Ahkam kesme!" tonunda uyarıyor, okuduğunda sen de göreceksin ama ben çok değiştim bu kitapla, çok işime yaradı. Sen de oku, belki içine işler." (; Ha tabi ki bu sohbetleri yapan, anlayan, isteyen kişilere derim, öyle herkese de oku oku bak çok güzel demem. Kimseye ahkam kesmiyorum yani Aykutcuğum (; Geçtiğimiz günlerde yok olmuyor, bir şeyleri unuttum mu ne dedim ve aynalı kitabına başladım tekrardan. İkinci kez okumama rağmen kahkahalarla gülüyorum okurken, deli bu adam yahu diyerek. Üçüncü kitabı "Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak" ı henüz almadım, almamak için çaba sarf ediyorum resmen. "Kendi Gerçekliğim" adını verdiğim ikinci kitabını (hayır, o benim kitabım (:) kitabımı bitirmeden asla almayacağım diyorum ama bu gün Derya Baykal'da izlerken Sez'le alalım, alalım modundaydık bir ara "Gidip koşarak kitapçıdan alasım geldi bile" dedi Sez, ben gayet kararlı bir şekilde "Sen al, oku. Ben bitireceğim kitabımı öyle" dedim. O da başladı aynalı kitabı okumaya ikinci kez, ona da gel bana uy, beni de yoldan çıkarma diyorum aslında içten içe (((:


Aykut ve Esra teşekkür ederim size... Bu yazı size. Değişim, gelişim ve keşfimde benimle birlikte olduğunuz için (; Şükürler olsun, sizin hayaliniz olup olmadığını bilmiyorum ama bu gün programı izlerken dedim ki sadece TR değil, yurt dışında yayımlanmalı kitapları, size minik bir katkı olsun benden . Bir gün olur belki (; (Belki dedim çünkü ben değil, sizin istemeniz önemli, ondan yani (((: Yoksa ben, sen, o ne isterse olur. Çok iyi biliyorum) Öpüyorum siziiii (;              


S.D.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

{Kitap} Elimden Düşmeyenler

{Özel} Hayat... Hayal... Gerçek... yazımda bahsettiğim o balkonda, o hayal ettiğim tatili yaşamaya devam ediyorum... Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- Su ve Şemspare'den sonra başucumda, elimin altında bu üç kitapla geçiyor günlerim... Tatilimin başından beri tüm kitaplarımın yanında okumaya devam ettiğim, yeni başucu kitabım: Bu Egoları Şişirsek de mi Saklasak. Ablam Sez'le ikimizin yıllardır takip ettiği, kitapları ile yaşam rehberimiz Aykut Oğut ve Aykut'un kitaplarında sıkça bahsettiği, AyRaŞehri'nde birlikte her hafta video yayınladıkları, hatta bizi Kundalini Yoga ile tanıştıran, eşi Esra Banguoğlu Oğut ile ilk kez birlikte yazdıkları kitap. Eğer kendinizle, hayatınızla ilgili değişimi istiyor, hayatınızda mükemmel bir bakış açısı kazanmak istiyorsunuz; Aykut-Esra çifti bi' harika, benden tavsiye (; 
(Kitap yeni çıktığında hazırladığım, ancak paylaşmayı unuttuğum yazım yarın sizlerle olacak, geç de olsa (:) 


Ayşe Kulin'in hayatı, ahh ahh... Ayşe Kulin'in ve ailesinin otobiyografisini okumak bi' harika... Veda ve Umut'u bir çırpıda okumuştum, Selanik'te yaşadıkları dönemi, İstanbul'a gelişlerini hayata tutunmalarını, ailenin kaç kuşağını ne de güzel anlatıyor... Şimdi iki defa başlayıp bir türlü sonunu getiremediğim Hayat'ı okuyorum. Veda ve Umut'ta olduğu gibi 'acaba ben ailemi yazsam nasıl olur?' diye düşünmeden edemiyor insan. Tabi ki Hayat ve Hüzün haricinde diğer kitaplarında O'na anlatılanların yanına hayal gücünü de öyle bir güzel katmış ki, hayal gücü değil de empati becerisi desem daha doğru sanki... Ayşe Kulin yazarken, öyle güzel bürünüyor ki o kişiye, kimliğe, o yüzden çok sahici geliyor anlattıkları... Kendi ailesini anlatırken hele, sanki ailesinin hepsi kulağına fısıldıyor yaşadıklarını, o kadar sahici... İki gündür elimden düşmüyor, Hayat. Yarısındayım. En son 6-7 Eylül 1955'te kardeşçe yaşanan insanların birbirlerine nasıl düşürüldüğü, nasıl şiddetin mahallelerimize, evlerimize, komşuluklarımıza sızdığının kötü bir örneği; 6-7 Eylül Olayları'nı anlatıyor Ayşe Kulin. 3 yıldır Kurtuluş'luyum, Feriköy'lü dedemden de daha önce dinlediğim yaşanılanlar gözümde canlanınca "Nasıl olur? Neden?" diye sayıklayıp, durdum. Şimdi mahalle kavramın en güzel örneklerinden olan Kurtuluş'un o zamanını unutmak istedim bir çırpıda.  

Sırada Hüzün var, heyecanla beklediğim... 

Tüm insanlık için duam: Kardeşçe, huzurlu bir yaşamımız olsun. 

Kardeşçe, huzurlu günler

S.D.    

22 Temmuz 2012 Pazar

{Kitap} Şemspare/ Elif Şafak

*Kıyıköy yollarında okurken

İnsanı kelimeleri ile büyüleyen bir yazar daha... Elif Şafak... Masum, narin, sakin ve gönülden yazmasıyla beni başka diyarlara sürüklüyor. Açtığım sadece bir kitabın sayfası olmuyor, başka diyarlara, başka toplumlara, başka zamanlara, başka insanlara yolculuk ediyorum O'nunla. Hem de hiç farkına varmadan...


SAKM'deki tiyatro eğitimim sırasında derslerimize gelen Yelda Karataş* hocam derdi ki "İnsan eğer okuduğu metinden, girdiği dersten, konuştuğu sohbetten sonra başını eskisinden ağır hissediyorsa; bilin ki o metin, o ders, o sohbet size bir şey katmıştır... Sizin ufkunuz genişlemiştir." O'nun derslerinde çıktığımda başımı kocaman hissettiğim gibi, Elif Şafak'ın satırlarını okuduğumda da başımı aynı dolulukta hissediyorum... Hele ki Şemspare'de...  Sayfalarca not çıkardım okuduğum satırlardan. Şunu oku, bunu bul, bunları izle, şunları araştır diye... Yüreğime dokunanlar, düşlediklerim, düşündüklerim... Beni, geleceğimi, şimdimi şekillendiren kelimeler, satırlar... İskender'de, Aşk'ta, köşe yazılarında olduğu gibi... Sürekledi beni, benim de daha önce bilmediğim pek çok diyara...

Şafak Şemspare'de; küçük bir ülke olan İskoçya'nın yazarlarına, bilim insanlarına, şairlerine nasıl sahip çıktığını anlatıp, İstanbul'da böyle bir girişim için yetkililere seslenir. Kitap yazmak, şair olmak isteyenlere ibret olacak İranlı yazar, şair Furuğ'un hayatını okumalarını önerir. Yaşı kaç olursa olsun annelerinin gözünde büyümeyen evlatlardan, yalnız kalmanın tahmin edilenin aksine insana nasıl üretkenlik getireceğinden, vazgeçmenin gerektiğinde ne büyük bir tavır olduğundan Elif Şafak'ca... Sakince, narince, gönülden anlatıyor Şemspare'de...  


*Ramazan davulu eşliğinde yazlığın balkonundaki  keyif zamanı (: 

Benim kitaptan notlarım (Kitapları okurken, mutlaka not alırım, ya sayfanın kenarını kıvırır, ya da renkli kağıtlar iliştiririm. Bir gün elbet bakarım diye)


İncele
**Ekoloji yaşamı desteklemek ve çevre sorunları ile mücadele etmek için kurulan Yeryüzü Derneği'ni, "Acaba yapabilir miyiz?" diye düşünüp, 'başlamak yapmanın yarısıdır' diye diyerek yola koyulduk diyen dernek kurucusu Ceyda Saygıner Falay'ı. Kent Bahçeleri projesini oku, incele, gerekirse katıl!
**1725'te Kuzey Almanya'nın ormanlık bölgesinde kurtlarla büyümüş, kurda benzeyen bir oğlan: "Vahşi Oğlan Peter"i, ondan esinlenilerek yazılan "Güliver'in Seyahatleri" ve "Robinson Cruise" oku tekrardan. 
**Hem sanatçı, hem siyasetçi olan Çek Vaclav Havel'in biyografisini oku!
**Duvar ve İsyan gibi kitapları basılan, yasaklarla ve kısıtlamalarla boğuşan şair, yazar, oyuncu, ressam İranlı Furuğ'un eserleri ile ilgili çalışma yapan İran asıllı Amerikalı profesör Farzaneh Milani'nin Peçeler ve Kelimeler (Veils and Words) kitabını oku. Çalışmalarını incele! 
Oku/İzle
**Yaratıcı Beyin/ Nancy Andreasen (Kitap)
**Örümcek Kadının Öpücüğü/ Manuel Puig (Kitap/ Film) Başrollerinde; Raul Julia ve William Hurt. 
**Görme engelli, yıllarca kütüphanecilik yapmış yazar ve şair Borges'i oku.
**Germinal/ Emila Zola (Kitap/ Film) Başrolde Gerard Depardiev
**Shakespeare Olmak/ Stephen Greenblatt


Sadece bir kitabın kapağını açmıyorum demiştim, Şemspare sayesinde sürüklendiğim ve sürükleneceğim yeni serüvenlerim...  


*Tanıdığıma şükrettiğim insan, hocam Yelda Karataş'ı ilerleyen günlerde anlatacağım. Hepimizin yüreğine işlemiştir mutlaka, eminim. Siz de bana hak vereceksiniz okuyunca. 


Sevgiyle kalın.


S.D. 


  

21 Temmuz 2012 Cumartesi

{STK} Meyve Çekirdekleri ?!?!

Yıllardır STK'larla yani sivil toplum kuruluşlarıyla, STK'ların yaptığı projelerle yakında ilgilenirim. Ya projelerinde kısa süreli yer alırım, ya sevdalanıp yıllarca gönüldaş olurum. Ya da en azından haberdar olur, okurum ve yapabildiğim neyse -bireysel olarak- yaparım. Beni bilen bilir (;


TEGV'le gönüldaşlığımız 6.yılında, TEMA ile 2 yıl aktif gönüllülüğün ardından 2 yıllık bir sessizlik girdi aramıza, şimdi yeniden başladık gönülden birlikteliğe. ÇEKÜL ise 2009 yılında İstanbul Üniversitesi GençTema kulübümüzde tanıştığımız arkadaşların sayesinde keşfettiğim vakıf. Her ne kadar aktif yer alamasam da projelerinde onlar benimle, ben onlarlayım 3 yıldır (; STK yolculuğumla ilgili, sizlere de rehber olacak, bana da yeni ufuklar açacağına inandığım yazılara henüz yer veremesem de en yakın zamanda yazıp, anlatacağım "profesyonel gönüllülüğümü" blogumda (:

Gelelim meyve çekirdeklerine... Yıllardır ortada dolaşan bir proje olduğunu bilenleriniz vardır. "Yediğiniz meyvelerin çekirdeklerini çöpe değil, toprağa atın" diye bildiğim, ancak bu yazı öncesinde araştırma yaparken bu projenin farklı boyutlarını da keşfettim. Proje ile ilgili yanlış/eksik bilgiler oldukça fazlaymış oysa ki. 


Mayıs ayından beri, İstanbul'da yediğimiz meyvelerin çekirdeklerini bir kavanozda saklıyorum, Kumbağ'a yazlığa geldiğimizde de annemlerle birlikte devam ettik meyve çekirdeklerini toplamaya. Geçtiğimiz günlerde ise gördüğünüz çekirdekleri attık yoldan geçerken toprağa. Toprağa attık çünkü topraktan aldığımızı toprağa geri verelim, gübre olsun, toprağın yararına olsun istedik. Sadece attım toprağa, tohum eker gibi ekmedim. Oysa ki şimdi öğrendiğime göre tüketilen meyvelerin çekirdeklerini gölgede 3 gün kurutarak poşetlere kaldırılıp, belirli aylarda ekilmesi ve böylece ağaç kazanılması ile ilgili bir projeymiş bahsedilen. Facebook'ta geçen günlerde bir arkadaşımın paylaştığı görselde TEMA Vakfı'nın amblemi vardı. Ben de araştırmaya başlarken hemen TEMA'nın sitesine baktım ama girmediğim proje, sayfa kalmamasına rağmen bulamadım. Sonrasında başka siteleri araştırmak için genel arama yaparken karşıma şu sayfa çıktı. Daha net okumak için buyurun: buraya. 



2010 yılında TEMA girişimiyle meyve çekirdekleri projesinin bilgisi TEMA'nın gördüğünüz açıklaması ile reddedilmiştir. Şaşırdığım şu, üzerinden iki sene geçmesine rağmen halen görsellerinin her yerde yaygın olması ve TEMA'nın projesi olarak duyurulmasının güncelliği.  



Ben dediğim gibi topraktan aldığımı toprağa geri vermek ve toprağa faydasının olacağını düşündüğüm için biriktirdiğim meyve çekirdeklerini toprağa serptim. Artık toprak bilir ne yapacağını (: Anneannem topladıklarımı görünce, eskiden babasının da meyve çekirdeklerini bahçesine attığını anlattı. Bir sakıncası olacağını düşünmüyorum. Sizce?    

 Küçük bilgi: Bahsettiğim vakıfların linklerini üstüne tıkladığınızda ulaşabilirsiniz. Merak edenler için (;  

Güzel Günler

S.D. 

20 Temmuz 2012 Cuma

{Kitap} Bir içim SU: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- Su/ Buket Uzuner

Bir içim Su. Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU kitabı, Buket Uzuner'in... İlk sayfasından sizi avucunun içine alan, büyüleyen, ayrılmaz bir parçanız haline getiren, aklınızın, yüreğinizin hep onda tutan bir kitap... Bir yaşam örneği... Gerçek gibi... Sanki Kalamış'a gitseniz otacı Umay Nine'yi, Korkut Dede'nin eczanesini, uyumsuz Defne Kaman'ı görecek, Kadıköy'de komiser Ümit'e rastlayacak, Sahaf Semahat'tan kitap alacakmış gibi geliyor insana romanı okurken. Kitap Büyüsü diye bir şey var, bence. İnanıyorum buna. Kitap Büyüsü olan kitaplar, içini döktükleri sayfalara dokunmuş yazarların tılsımı... Buket Uzuner'in İstanbullular kitabında olduğu gibi, 2010 yılında okumama rağmen halen o kitabın tadı aklımda, 15 farklı kişinin kesişen hikayeleri, yaşam deneyimleri, Belgin ile Ayhan'ın aşkı... Herkesin bir ortak noktası var; İstanbullu olmak... O kitabı, benim de nasıl İstanbullu olduğumu, İstanbul'a aşık olduğumu, bu şehrin benimle kurduğu özel bağı hissederek okudum... Kendimden birçok şey bularak... 



Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU. Bir içim SU, Su gibi okunan kitap... 
Keşif...  Kaman gelenekleri, Kutadgu Bilig'i, kayın ağacını, şeftali çekirdeğini, yunusları, ayçöreğini, sahaf dükkanlarını, Greenpeace'i, HES'leri, yazarların dünyasını, Yunus Peygamberi keşif...   
   
Köklerimizde var olan, her türlü geleneğimizde halen izleri olan Şamanizimi araştırmak, Buket Uzuner'in kitabı yazarken faydalandığı kitapları, bu alanda çalışan bilim insanlarının çalışmalarını okumak istiyorum. Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'ini, lisede şöyle bir okuyup, gülüp geçtiğimiz gibi değil. İçime sine sine okumak istiyorum. 





11. yüzyılda yazılmış olup halen günümüzde nasıl geçerliliğini korur ki bu satırlar, bu sözler, bu cümleler... Sanki bu bilgiler bir yerde mevcut ve  bazı insanlar (seçilmiş, akıllı, zeki, ermiş, deli vb.) bu bilgilere ulaşmış ya da ulaştırılmış ve bunları yazmışlar gibi geliyor bana. Şimdi nasıl geçerli, nasıl halen bizlere ışık oluyor bu sözler. Bu eserlerin karşısında hayranlık ve hayret duygusu hakim oluyor bende. Tıpkı büyüleyici tarihi yapıları gördüğümde olduğu gibi. 


Buket Uzuner teşekkür ederim. Yüreğine, yüreğindekileri döküş biçimine, toplum ve çevre duyarlılığına, yeni keşiflere yelken açmama yardımcı olduğun için... 


"SU saflıktır, SU berekettir. SU'dan önce bereket yoktu. Ve SU'dan sonra da bereket olmayacaktır.SU, iyiyi kötüden ayıran en şeffaf sınırdır.SU'ya ecel gelmez! SU kötülüğü yıkar, temizler. SU şifadır. SU kaybolmaz. SU döner. SU dolaşır. SU akar. SU gezer. SU uçar. SU yağar. SU uyur. Ve SU bilir." (Buket Uzuner, Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- SU, sf. 78-79).  


Hidroelektrik Santralleri demişken geçen gün Facebook'ta paylaştığım, karadeniz müziğinin modern temsilcisi Marsis grubunun öncülüğünde hazırlanan HES'lerle ilgili farkındalık videosu: Buyurun siz de izleyin: 



Sevgiyle kalın... 

S.D.
  

16 Temmuz 2012 Pazartesi

{Özel} Hayat... Hayal... Gerçek...

Beklediğimiz, iple hatta halatla çektiğimiz yaz... En sonunda geldi. Hem de tüm kavuruculuğu ile... Ben bahar insanıyım, baharda bu dünyaya merhaba demişim ve mevsimlerden bahar en sevdiğim. Tüm canlılığın doğuşu, dirilmesi, yenilenmesi... Yazın bunaltıcı sıcaklarını yaşadığımız şu günlerde yaz kendisinden bıktırsa da tatilin bu mevsimde olması, onu en değerlimiz yapıveriyor, şanslı kerata (;

Kışın en çok istediğim şeydi, yaz gelsin, aslında tatil gelsin, ailemin yanına Tekirdağ'a gidiyim. Onlarla birlikte yazlığımızda güzel balkonumuzda keyif çatalım. Saati, alarmı, takvimi unutalım, hatta kilitli dolaplara saklayalım... Gönlümüze göre, kafamıza göre, canımızın istediğine göre gezelim, yatalım, kalkalım, cumburlop denize dalalım, güneşin altında kavrulalım, arabaya atlayıp yollara düşelim, kitap okuyalım, dans edelim, sohbet edelim, uyuyalım... Bu böyle devam eder, ediyor da... Etsin de... Kocaman bir "Şükür"

Yukarıda saydığım gibi, tam da hayal ettiğim gibi bir tatil yaşıyorum ailemle. Uyuyorum saatlerce, erken yatıp erken kalkıyorum, ya da tam tersi. Kitap okuyorum, her zamanki gibi. Hayaller kuruyorum, olumlamalar yapıyorum, şükrediyorum saatlerce, yürüyorum. Denize giriyorum, güneşleniyorum... Sohbet ediyorum, Sez'le Sezsel blog için fotoğraf çekiyoruz, mekanlar, kıyafetler düşünüyor, düşüyoruz yollara... Tadına varıyoruz hayatın, yaşıyoruz iç sesimizle... Arabaya doluşup gidiyoruz, hayat gibi, bazen düz, bazen virajlı yollarda... 

Hayat... Tatil... Hayal... Gerçek... Şükür...  

Aylardır hayalini kurduğum köşe...

Şu anda tam da şu çiçeklerin arasından sekiz seneden beri kırlangıç kuşlarıyla paylaştığımız balkonumuzdan hayata bakıyoruz ve tadını çıkarıyoruz ailecek. Şükrü, keyfi, huzuru, hayali, mutluluğu, paylaşımı, gülüşü bol... Çekirdek ailemiz ve her sene çoğalan kırlangıç kuşlarımız... Kırlangıç kuşları misali biz birbirimize emek veriyoruz, değer veriyoruz. Yavrusunun yanından bir dakika bile ayrılmayan, onları koruyup kollayan anne kuş gibi, yavrularına yemek taşıyan, onların uçmalarını, kendi başlarına ayakta kalmalarını öğreten baba kuş gibi, minnacık yuva içinde kardeş kuşların birbirlerine yardım etmeleri, destek olmaları gibi... İşte benim kıymetli annem, aslan yürekli babam, yol arkadaşım ablam... CAN... Canlarım... 

Emek, değer, paylaşım ve mutluluğu yanınıza alın, ailenizle, eşinizle, dostunuzla, sevgilinizle, kardeşinizle, çocuğunuzla vakit geçirin... Unutmayın ki hayat şu 'AN'da!!! 

Hayallerinizin gerçek olması dileğiyle... 

S.D.



20 Haziran 2012 Çarşamba

{Konser} Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey

Yüksek  lisans ders dönemi bugün itibariyle biter, Mind Lab'de öğretmen eğitimi eğitimlerine yeni heyecan ve merakla başlanır, tatilin bir adım ötede olduğu hissedilir, yazlığın yaza hazırlandığı haberi öğrenilir anneden, geçirilen bir haftanın tadı halen damakta, kulakta ise o haftada keşfedilen ve keşfedilmek de geç kalınan ses vardır: Birsen Tezer...

İlhan Şeşen'in 41. sanat yılını doğum günü ile birlikte kutladığı "41 Yıl 41 Şarkı 41 Hikaye" konserinde canlı canlı dinlenen Birsen Tezer, İlhan Şeşen'e dediğim gibi sen de çok yaşa...



İşte ikisinin beni mest eden şarkısı: "Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey"



Ohhh (; Herkese güzel günler dilerim (;

S.D.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

{Kişisel} Ilan Ediyorum: Özgürüm

İlan ediyorum, evet hem de avaz avaz... Şu andan itibaren özgürlüğüme kavuştum hem de 5 gün (((: Hem de 5 gün çünkü benim için çok büyük bir zaman dilimi... Haftada bir günlük tatilimde dahi evde ödev, rapor, okuma mesaim devam ettiği için, Tekirdağ'a 1-2 günlük kaçamak yapsam da mutlaka bir ödev, bir rapor hazırlamakla uğraştığım için, uzun zamandır sadece "Ohh, bu akşam rahatım." gibi cümlelerle haftada 3-4 saatlik mutluluklar yaşadığım için koskocaman BEŞ (5) gün var önümde ((((:


Yuppiiiiii!!!


Tabi ki beş günlük planlar bugün netleştirildi, "Tadına var, keyfini çıkar. Kaçırma tatlım" diye uyarılarımı yaptım yorgun bedenime, sıkılmış ruhuma, işkolik aklıma ((; Nihayet hepsi, herkes, her şey teslim oldu veee başlasın sohbette kaybolma, sevgide şımarma, kahkahada boğulma, şişede balık olma merasimleri... Ruha huzur, bedene keyif, akla sakinlik zamanı... Şükürler olsun...


Bol bol şükrediyorum, en içteninden en samimisinden...


Yoğunluğun, yorgunluğun, koşturmacanın, sorumluluğun tüm hücrelerimi ele geçirdiği bu yıl... Kendime bir sürü telkin edici taktikler geliştirdim. Her zaman dedim kendime; "Hayallerini gerçekleştiriyorsun. İstediklerini elde ediyorsun. Ha gayret!", yıllardır alışkanlığımdır takvimler yaparım bitiş tarihlerim, önemli günler gibi. Yaşadıkça o günlerin üzerini çizerim takvimden. Göz görsün de inansın ruh, o finali yapacağına diye. Ara ara sövdüm, evet sövdüm ama ne sövdüğümü bilmeden. Çünkü içimdeki Dora diyor ki: "Sen istedin güzelim, kim sana zorla bu hayalleri kur dedi". Acımasız ama gerçek bu! Tabi ki her düştüğümde, tökezlediğimde yanımda olan Sez'imin bana ufkumu açacak, sıkıntımı geçiriverecek sözleri... İyi ki var, iyi ki...


Artık her şeyin en üstte seyrettiği şu son günlerde ise masaüstü ekranıma SelFest'12 nin 1. Gününde not ettiklerimden bahsettiğim yazıma hazırladığım Büyükada tatili görselini yerleştirdim. Büyükada'da can Aylom'la yaşadığım 3 günlük harika tatili bana hatırlatsın, huzuru, keyfi, özgürlüğü, sakinliği, yazı aklıma getirsin, hem gözüm hem gönlüm açılsın diye. Hem twitter hem facebook profil, kapak, arka plan ne varsa hepsini o tatilde çekildiğim fotoğraflarla doldurdum. Baktıkça iyi gelsin ümidiyle... İşe yaradı mı hem de nasıl... İşte altta o tatilden deniz, şezlong, güneş, kitap, sohbet beşlisi ile yapılan keyif anı: 


        *Fotoğraf: 2011 yılında Büyükada Missmarmelat tarafından çekilmiştir. İzinsiz kullanılamaz.  


Beş günde birbirinden güzel buluşmalarım, kavuşmalarım var ('.')


Az sonra Cihangir kahvede SAKM' (Sadri Alışık Kültür Merkezi) deki tiyatro maceramın bana kazandırdığı iki özel insanla sohbetin dibine varıp, özlemimizi sonlandıracağız eski günleri ve yeni gelişmeleri konuşarak,


Yarın Yeşilköy sahilinde benim hayatımda her daim olmalı dediğim Aylom'la kavuşacağız birbirimize, 


Cuma Şehir Tiyatroları'nın Müzikal Geceleri'nde ballı lokumumla ve TEGV'deki diğer gönüllüdaşlarla gökkubbenin altında Lüküs Hayat'ı izleyeceğiz... Tiyatrocularla- seyirciler el ele, göz göze olacak... Ballı lokumumla ikimiz için özel olan bir sosyal sorumluluk projesine de can suyunu vereceğiz o akşam (; Detaylar ilerleyen günlerde (; 


Cumartesi  Çağdaş Drama Derneği'nde Yaratıcı Drama Liderliği 2. aşamamızın son iki oturumunu müzede yapacağız, sonra da dramanın "şimdi ve burada" olma ilkesine uygun Karaköy'de şişede balık olacağız.


ve Pazar; İKSV'nın 18. Tiyatro Festivali'ndeki son oyunum "Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler" i Üsküdar  DT Sahnesi'nde izleyeceğim. 


Haydi, bakalım. Bu hafta hepimize, herkese güzellikler, yeni başlangıçlar getirsin (((; 


ve The End (((: 


Mutlu, musmutlu S. D. 

27 Nisan 2012 Cuma

{Eğitim} 1. UIuslararası Bilim Merkezleri & Sürdürebilir Kalkınma Eğitimi Sempozyum

Geçtiğimiz aylarda İTÜ Bilim Merkezi Büyülüyor yazımda İTÜ Bilim Merkezi  sitesini incelerken "1. UIuslararası Bilim Merkezleri & Sürdürebilir Kalkınma Eğitimi Sempozyumu" ile ilgili duyuruyu görmüştüm. Oldukça ilgimi çekmişti. Sempozyum 11-13 Haziran tarihleri arasında İTÜ Gümüşsuyu Kampüsünde gerçekleştirilecek. 


Sempozyumun amacı; 


Bilim Merkezleri'nin eğitim sistemlerindeki fonksiyonlarının uluslararası düzeyde tartışılması ve ülkemizdeki Bilim Merkezlerinin tanınırlılığının sağlanarak uluslararası projelere katılımlarına imkan sağlamaktır. Bu çerçevede sempozyumda, Bilim Merkezlerinin yapısı, içeriği, bulundukları ülkelerin eğitim sistemlerindeki fonksiyonları ve Sürdürülebilir Kalkınma Eğitimi çerçevesindeki önemli rollerinin, ulusal - uluslararası düzeyde tartışılarak, evrensel optimum Bilim Merkezi anlayışının geliştirilmesi ve ulusal/uluslararası araştırmacılar ile öğretmenlerin dikkatinin konu üzerine çekilmesi hedeflenmektedir. 
(Sempozyumun web sitesinden alınmıştır. )




Sempozyumun afişinde sempozyumda ele alınacak konu başlıkları, yapılacak atölyelere yer verilmiştir. Sempozyumun en çok hoşuma giden tarafı ilk olmasının yanı sıra öğretmen adaylarına ücretsiz olmasıdır. Genellikle göz ardı edilen bir şey var ki sempozyumlar, kongreler belli kayıt ücretleri ile katılınan yerler, ancak öğretmenlik mesleğine henüz başlamamış, hatta henüz bu mesleği keşfetmekte olan bir öğrenciye yani öğretmen adayına bu ücretler oldukça fazla gelmektedir. Tüm kongreleri bırakın en fazla 1-2 kongreye ya da sempozyuma katılabilir. Aslında o kongrelerde esas katılması gereken, en çok yarar sağlayacak olan akademisyenlerden çok uygulayıcılar, yani öğretmenlerdir ve tabi ki gelecekte uygulayacak olan öğretmen adaylarıdır. O yüzden 1. UIuslararası Bilim Merkezleri & Sürdürebilir Kalkınma Eğitimi Sempozyumunun tüm öğretmen ve özellikle de öğretmen adaylarına ücretsiz olması sevindirici (;  

Sempozyumun sitesinde gerekli tüm bilgiler mevcut, tıklayıp öğrenebilirsiniz. Dinleyici olarak katılmak isteyen öğretmen ve öğretmen adayları; scsturkey@yahoo.com adresine  ad, soyad, çalıştığınız kurum ve il bilgilerinizi içeren e-posta atmanız yeterli!!! Elinizi çabuk tutun, 30 Nisan son gün (; Bu kategoriye uymayanlar da sempozyumun web sayfasındaki kayıt bölümünden bilgilere ulaşabilirler... 

Tarihlerin hafta içi olması ve o tarihlerde müsait olup olmadığıma emin olamazsam da kaydımı yaptırdım ve sempozyumu merakla bekliyorum (; 

S.D. 


26 Nisan 2012 Perşembe

{Tiyatro} SelFest'12- 1.Günde Not Edilenler

SelFest'12 İstanbul'un Arzunun Onda Dokuzu oyunu idi. Oyun hakkında görüşlerimi daha önce paylaşmıştım. 1.etkinlik günümde gözüme çarpanlara, aklıma, not defterime, fotoğraf makineme kayıt edilenlere geldiğimizde ise;


***Fünikülerin Taksim durağındaki Füniküler Yapım İnşaatı fotoğrafları çok sevimsiz değil mi? Artık Füniküler eskidi, duvarları başka fotoğraflarla, resimlerle dolsa ne güzel olur. İBB sözüm sana!


***Fünikülerin Kabataş çıkışında harika bir İstanbul fotoğrafı ile karşılaştım.




***Kabataş'ta Şehir Hatları'nın Boğaz Turları ile ilgili afişlerini görünce geçtiğimiz sene Sezsel By Sezgi ile geçirdiğimiz harika nostaljik boğaz turu,








***Adalarla ilgili afişini görünce ise Aylom'la Ağustos ayında 3 günlük Büyükada tatilimiz aklıma geldi. Gönül ikisini de istedi (:






***Çıkan fırtınanın çatı, masa, tabela ne varsa önüne katıp uçurduğu gündeki İstanbul Boğazı...




***İnsanın içini karartan İstanbul...



***Son günlerde tiyatroseverleri allak bullak eden yönetmelik değişikliğine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği'nin oyun girişinde dağıttıkları bildiri... Ekleyeceğim tek cümle: Sanatı sanatkarlar yapmalı, bürokratlar değil...





*** Şehir Tiyatroları'nın 98 yıllık geçmişi olduğunu biliyoruz, şu fotoğrafta ne güzel anlatıyor değil mi? Değişen mimari yapılar, değişen toplum, değişen kültür, değişen sosyoekonomik durumdan etkilenmeyen 98 yıllık Şehir Tiyatroları.


***Otobüste yanımda oturan hanım; Robert Jordan'ın Gogun Çocukları kitabını okuyordu büyük bir ilgiyle.




***Şehir Tiyatroları Emekçileri... O gün de vardı, bugün de olmalı, gelecekte de! Hakkettikleri yerde ve koşulda...






*** İBB Şehir Tiyatroları web sayfasına "Sahnelere Nasıl Gidilir?" bölümü koymalı, çok basit yol tarifleri ile farklı sahnelere ulaşma imkanını bizlere sunmalı.


***Ayrıca Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'ni ancak binanın önüne gelince tabelası ile karşılaşıyorsunuz, belli uzaklıkta belli noktalara yönünü tarif eden tabelalar asılmalı. Bu yazdıklarımda sanmayın ki kayboldum, sadece bu kadar kolay gidebilecek bir sahneyi Zeynep Kamil Hastanesi mevkini çok iyi bilmediğimden yıllardır gitmemişim, üstünde durmamışım. Ona yanıyorum.


SelFest'12 1. gününde kaydedilenler bu kadar. SelFest'12 2. gününde neler yaşandı, neler izlendi, ne düşünüldü... En kısa zamanda (;


S.D. 

24 Nisan 2012 Salı

{Eğitim} Fen-Edebiyat ile Eğitim Fakültesi'nde Yaşananlara Dair

Bugün Tekirdağ'da geçen harika tatil sabahında Twitter'dan öğrendiğim Fen-Edebiyat Fakülteleri gelişmeleri ile ilgili iki satır diyecek sözüm var. Bu konu ile ilgili uzun zamandır yanlışlar ve aksaklıklar olduğunu düşünüyor, bunun nasıl önüne geçilmediğini hatta 2-3 yıl önce getirilen haklarla birlikte bu yanlışın daha da artmasına nasıl göz yumulduğunu merak ediyordum. 


YÖK'ün aldığı kararla artık Fen-Edebiyat Fakültesi mezunları pedagojik formasyon alıp öğretmen olamayacaklar. Eğitim Fakültesi mezunu olarak, öğretmenliğin çok önemli bir meslek olduğunu, o mesleği icra edecek kişinin yani öğretmenin donanımının yeterli, ihtiyaçlarının da tam olarak karşılanması gerektiğine inanmaktayım. Ne yazık ki ülkemizde ÖĞRETMENLİK mesleğini yapacak tek ve en yetkili yerlerin Eğitim Fakülteleri olmaları gerektiği göz ardı edilmekte, öğrencileri eğitecek, yön verecek öğretmenlerin ruhsal durumları, istekleri, inançları önemsenmemekte, Fen-Edebiyat alanında istihdamın yeterli olmayıp öğrencileri eğitim alanına yönlendirerek, bu alanlar cazip hale getirilmekte, Fen-Edebiyat fakültelerinin bilim insanı yetiştirme amacını öğretmen olma hakkıyla unutturulmaya çalışılmaktaydı. 


Öğretmenliğin sadece alan bilgisinden ibaret olduğuna inanan kurum, kuruluş ve yetkili bolluğundan ötürü bugün çeşitli eğitim kurumlarında, hatta MEB'e bağlı devlet okullarında bile öğretmenlikle alakası olmayan kişilerin öğretmenlik yaptığı bilinmektedir. Fen-Edebiyat Fakültesi mezunlarının öğretmen ihtiyacı olduğunda atanması şeklinde yapılacağı kararında ise sizce bir inandırıcılık var mı? Devlete girmek için, okul kapılarından tüm hakları elinde girebilmek için bekleyen o kadar çok ÖĞRETMEN varken... 


Lisansüstü eğitimde bir arkadaşımın bizlerle paylaştığı, eğitim alanında bir akademisyenin "12'yi 2'ye böldüğümüzde sonucun 6 olacağını herkes bilir, ancak bunun nasıl öğretileceğini ÖĞRETMENLER bilir." sözü ÖĞRETMENLİK mesleğinin önemini çok açık ve net bir şekilde anlatmaktadır.


Fen-Edebiyat fakültelerinin mezunlarının o alanda yetişmiş uzman kişiler, bilim insanları olması gerekirken günümüzde oluşturulmayan istihdam alanları sebebiyle Fen-Edebiyat fakültesi mezunlarının çoğu sadece üniversite mezunu olma vasfıyla iş bulmaktadır. Bilimsel çalışma yapmaları, uzmanlaşmaları sağlanamamaktadır. Ne kötü...       


Eğitim alanında, öğretmenlikte, öğrencileri, öğretmenleri, velileri yani toplumu etkileyecek gelişmelerin bıçak keskinliğinde olması ne yazık ki duyguları, hayalleri, hedefleri olan sadece bedeni değil ruhu da olan insanı sarsmakta, allak bullak etmektedir. 2005 yılında değişen öğretim programlarında da, 4+4+4 eğitim sisteminde de, 2006 yılında ÖSS sisteminin tek oturumda iki sınav uygulamasında da, 2010 yılında ÖSS'nin ikili uygulamalarına dönülmesinde de, YGS'nin OKS, OKS'nin SBS'ye dönüşmesinde de olduğu gibi... Bıçak keskinliğinde yapılan her değişimde hele ki eğitim alanında, toplumun eğitim sistemine, devlete, hükümete, öğretmenlere inancı, hatta öğretmenlerin eğitim sistemine, bağlı oldukları bakanlığa karşı güvenini sarsmakta, ruhsal dengesizliğe, şaşkınlığa, karamsarlığa ve korkulara itmektedir. 


Eğitimle uğraşan, eğitim politikaları üreten kişilere YAPTIKLARI İŞTE İNSANIN TEMELDE OLDUĞUNU, YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN MEKANİK BİR AKSAMDA "RESET" TUŞUNA BASILIP YENİ GÜNCELLEME YÜKLENMESİ KADAR KOLAY OLMADIĞINI, ÖĞRETMENİN DUYGUSAL, RUHSAL DURUMUNUN EĞİTİM YAŞAMINI ETKİLEYECEĞİNİ unutmamalarını hatırlatıyorum. 


EĞİTİMİNİN İNSAN HAYATINDA ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU VE YETKİN KİŞİLERİN ÖĞRETMEN OLMASI GEREKTİĞİNİ, ÖĞRETMEN EĞİTİMİ KADAR ÖĞRETMENLERİN MESLEKİ HAYATLARINDAKİ GELİŞMELERİNDE DESTEKÇİ OLUNMASI GEREKTİĞİNİ düşünüyor, günümüzde ve gelecekte ülkemiz için, ülkemizin eğitimi için güzel ve emin adımlarla atılmasını temenni ediyorum.  

20 Nisan 2012 Cuma

{Eğitim} 2. Yeni Nesil Eğitim Konferansı

Eğitimle o kadar iç içeyim ki eğitimle ilgili haberleri bazen yazmayı ve anlatmayı es geçebiliyorum (: 
Güzel bir haberi sizlerle paylaşmak istedim. Geçen sene bu zamanlarda İstanbul Üniversitesi ile Doğa Koleji'nin ortaklaşa hazırladıkları 1. Eğitimde Değişim Hareketi'ne İstanbul Üniversitesi'nde katılmıştım. Yeni bir heyecan ve yeni bir telaş yaşanıyordu geçen sene, ilk olması sebebiyle... Öğretmenlerin güzel projelerini anlattıkları, uzman kişilerin de çeşitli konularda sunumlar yaptıkları güzel bir gündü. Geçen sene küçük bir kadro ile, çekirdek bir grup vardı. Genel olarak birbirini tanıyan öğretmenler ve eğitimciler vardı. Bu sene daha geniş ve farklı bir kitleye ulaşması dileğiyle... 


Katılmak isteyenler için detaylı bilgiler linki tıklamaları yeterli: http://www.egitimdedegisimhareketi.org/index.php




Ben geçenlerde kaydımı yaptım, hatta işimdeki eğitim koordinatörlerimizle de haber verdim, birlikte katılalım diye. Bu gün gelen telefonla kendime geldim, Eğitimde Değişim Hareketi'nin gerçekleşeceği günde (5 Mayıs) Mind Lab öğretmenleri olarak Uluslararası 6. Mind Lab Olimpiyatı Türkiye Turnuvası'nda yerimizi alacağız. 5 Mayıs'ta  Mind Lab Türkiye Turnuvası'nda olacağım yani bir daha ki seneye görüşürüz, Eğitimde Değişim Hareketi (; 


S.D.



19 Nisan 2012 Perşembe

{Tiyatro} Arzunun Onda Dokuzu/ Şehir Tiyatroları

SelFest'12 dün başladı ve ilk etkinliği de Arzunun Onda Dokuzu oyununu izlemekti. İlk etkinlik için gerçekten çok iyi bir oyun seçmişim, tiyatro hayattan beslenir, bizi anlatır bize ama bu oyun tıpkı "Rosenbergler Ölmemeli"* oyununda da olduğu gibi gerçek yaşamdan ve çok yakın bir tarihten hepimizin bildiği bir geçmişi anlatıyor. 

Geçmiş... Geçmiş olabilir mi 9 yıl önce yaşanan ABD- Irak savaşı... 9 yıl önce yaşanmış ve bitmiş midir? O savaş zamanında çocuk olanlar yetişkin, bebek olanlar çocuk olmuştur, yetişkinler... Olayın tanıkları, şahitleri, susanları, ses çıkaranları, kaçanları, savaşanları yetişkinler... Silahın, ölümün, kurşunun hayatlarının bir parçası oldukları günler... 9 yıl sonra yani bugün hayatla bağlantıları ne durumdadır acaba Irak insanlarının? Umutları, hayal ettikleri nedir acaba? Var mıdır?


Savaş öncesi yaşamları nasıldı peki? Her şey yolunda mıydı? İnsan insan mıydı, kadın kadın mıydı o memlekette? !!!  


(Afiş: İBB Şehir Tiyatroları web sitesinden alınmıştır. )

Oyun yazarı Heather Raffo diyor ki "Kolay mı Amerikan desteğiyle Saddam yönetiminde 30 yıl yaşamak, İran ile savaşta 1,5 milyon kayıp vermek, 13 yıl yaptırım sıkıntısı çekmek ve Amerikan ateş gücü altında iki savaşın mağduru olmak..."
(Oyun kitapçığından alınmıştır.)

Arzunun Onda Dokuzu oyunu insanın maddesel, dünyevi kazançlar uğruna nasıl da hor görüldüğünü, yaşamın çıkarlar uğruna ne boyutlarda yaşanacağını, insanın insanlıktan çıktığını anlatan bir oyun. 


Yaşamın ta kendisini yazan ve sırf bu savaşı yazmak için  Heather Raffo 11 yıl Irak'a gidip gelmiş, araştırmalar yapmış, pek çok Iraklı kadınla görüşmüş... O kadar belli ki gerçeklerin yazılıp, fazla bir kelam üstüne eklenmediğine... 


İşte o gerçek oyunda ve oyun sonrasında kolay hazmedilmiyor, kabul edilemiyor...
Zor, zormuş hem de çok...


Oyunun yönetmeni Arif Akkaya'nın güçlü anlatımı ve büyüleyici prodüksiyonu ile, oyuncuları Hikmet Körmükçü,Hasibe Eren ve Bensu Orhunöz'ü tebrik ediyorum. Özellikle de, ilk defa izlediğim ve her kadın karakteriyle farklılaşan, gitgide büyüyen Hikmet Körmükçü'yü.


Pazar gününe kadar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde, fırsatınız varsa mutlaka izleyin, mutlaka... 


S.D.


*Şu an ne yazık ki telif hakkı ve oyunun tarihi çarptırdığı gerekçesiyle oyun Şehir Tiyatrolarında sahnelenmemektedir. 

18 Nisan 2012 Çarşamba

SelFest'12 Başlıyor!!!

Yazılacaklar, okunacaklar, yapılacaklar beni bekler. Beklesin, istedikleri kadar beklesinler. Hazır olana, aklım ve kalbim "hadi" diyene kadar bekleteceğim onları (: 

Ve her şey dursun, işte şimdi, şu an, şu dakika!!! 

Yazın hayalini kurduğum, aylardır ertelenme eşiğine takılan "SelFest" bu gün başlıyorrrr!!!

(: 


SelFest'12; bana özel, keyfime özel festival, teması da Gez-Gör-Eğlen. 

İlk etkinliği Kerem Yılmazer Sahnesi'ndeki "Arzunun Onda Dokuzu" oyununu izlemek (;

SelFest'12 ile hem gezilecek, hem eğlenilecek, hem durup düşünülecek, hem oturup izlenecek, hem  de oturup sohbet edilecek... 

Bana özel dediysem de illa tek başıma olmayacağım, benimle birlikte Gez'enler, Gör'enler, Eğlen'enler de olacak. 

Katılmak için "Nereye gidiyoruz?" sorusu yeterlidir ((: 

Sevgiler

S.D.  

10 Nisan 2012 Salı

{Tiyatro} Öteki/ Emek Sahnesi

filmmor/ 70- 80- 90 Masum, Küstah, Fettan yazımda da dediğim gibi nedense üç hafta önce İstanbul ve İstanbul trafiği bana azıcık oyun oynuyordu, ya geç kalıyordum ya da kıl payı yetişebiliyordum. Böyle durumlarda ne yazık ki gevşek ve rahat tiplerden değilim, geç kalma zamanlarımda nereye olursa olsun gayet panik ve stres halinde oluyorum ); Vee yine kıl payı yetişmenin, yanlış tarifle kaybolduğum bir Cumartesi idi Emek Sahnesi'ne yolculuğum.


Neyse ki üç günlük bir durumdu, şimdi her şey eskisi gibi (;


Emek Sahnesi'ne nefes nefese, az biraz da, kaybolma sebebiyle tenha yollardan geldiğim için, korka korka vardım ve beni bu her köşesinde kaybolduğum duvar karşıladı... Bu duvarın aynısı tuvalette de mevcuttu, insanın o tuvaletten çıkası gelmiyor, net ((: 


* Fotoğraf;  missmarmelat tarafından çekilmiştir. 


Emek Sahnesi Kadıköy, Hasanpaşa'da yeni açılan, güzel insanların bir araya gelip kurdukları, emek harcadıkları, Pınar Yıldırım'ın sahibi olduğu güzel bir tiyatro sahnesi...



Emek Sahnesi Oyuncuları'ndan arkadaşım Zey' (Zeynep Çelik) den dolayı sahnenin kuruluşunu, hayallerini, dökülen terleri, harcanan zamanları iyi biliyorum. 


Pınar Yıldırım'ın sahneye koyduğu, Pınar Yıldırım, Hasan Karakurt ve Mehmet Kala'nın yazdığı, söyleyecek sözü olan bir oyunla açılışı yaptılar: Öteki  



 *Oyun Afişi. Emek Sahnesi Web Sitesi'nden aldım. 

Öteki oyunundan önceki akşam Ben Bertolth Brecht oyununu izledim. İki oyunda beni aldı, sardı, sarmaladı ve sarstı, bıraktı resmen. İki oyununda söyleyecek o kadar güzel sözleri ve o sözleri öyle güzel deyişleri var ki... İki oyunda da oturduğum koltuk bana dar geldi, boğazda oturan yumru gitmez oldu... 


Gösterilen emeğe, çabaya, tiyatronun farklı mekanlarla farklı dünyalara, farklı köşelere ulaşmasına, iyi bir şeyler yapmak için bir araya gelmiş emekçi insanların üretken paylaşımlarına hayranım ve saygım sonsuz... 


Tertemiz duygularla, iyi niyetlerle yürekten istenenler ne ise insan bir gün o gerçekliğin içinde buluverir kendini bence...


*Arabada az biraz sallanırken çektiğim az biraz bulanık fotoğraf, missmarmelat tarafından çekilmiştir.


Emek Sahnesi'nin oyunu, oyuncusu, yaşanmışlığı, emeği bol olsun, bereketli olsun... Bi' gidin görün Öteki Oyunu'nu ve ötekinin ne demek olduğunu, öteki dediğimizin neler yaşadığına şahit olun...


Tiyatro emekçilerine, tiyatro sevdalılarına hatta tüm emekçilere sevgiler, saygılar (; 


S.D. 

31 Mart 2012 Cumartesi

{Kişisel} Son Zamanlar

Bahar havası mıdır, ikinci bir işe başlama mıdır, haftada bir gün tatilimin olması mıdır, yapılacak bir sürü işimin olması mıdır, gezecek, görülecek yerlerin cezbetmesi midir, teslim edilecek ödevlerin fazlalığı mıdır bilmiyorum ama son zamanlarda sadece bedenen değil, ruhen de, zihnen de yorgun hissediyorum kendimi a dostlar! 

Baharı müjdeleyen Mart doğumlu hatta bahara aşık biri olmama rağmen yaramadı sanki bu havalar bana, şu sıralar. Kış mı, bahar mı olduğu belli olmayan havaların dengesizliği üzerimde sanki. Gerçi kimle konuşsam biz de öyleyiz yalnız değilsin diyorlar ama ben daha önce olmazdım böyle. Bu seferki bayağı sersemletti beni!  

Her şey ama her şey yolunda çok şükür, sağlığım, keyfim, işim, evim, dostlarım, ailem, okulum, huzurum... Ama gel gör ki! 


* Küçükçekmece Gölü

Ne yaparsa yapayım, içimdeki minik beni sakinleştiriyor, benimle melankoli havasında bir şeyler konuşuyor. Gülüyorsam, eğleniyorsam, hop çıkıveriyor hemen aradan. İşimiz var kendisiyle bu aralar ): Daha doğrusu onun işi var benimle ama bakalım (: 

Geçtiğimiz hafta Ağrı Patnos'ta öğretmenlik yapan canım arkadaşım bize sürpriz yaptı ve üç günlüğüne İstanbul'a geldi. Bol bol hasret giderip, sohbet ettik. Harika bir Cumartesi günü kendimizi Küçükçekmece Gölü kenarında bulduk ve enfes bir kahvaltı ettik. Ardından da Yeşilköy sahiline gittik Sez ve Aylom'la... Tam bir baharlık havaydı ve kendimi suyun kenarına yakın hissettiğim her yerde Tekirdağ gelir aklıma, Tekirdağ'ın denizi, sahili ve tabi ki canlarım annem ve babam... 

Tekirdağ'ı özledim ben.    
     
 Beni bu güzel havalar mahvetti diyor, Orhan Veli Kanık. Benim gibi. Hem de kendi sesiyle... 
Geçtiğimiz günlerde sahaf gezimde karşılaştığım bu müthiş eser beni pek mutlu etti. 
Önümüzdeki hafta kitap ve müzik CD'si alışverişimde edineceğim hemen (; 


Siz de edinin derim. Kız kardeşinin arşivinden çıkan Orhan Veli Kanık 22 şiirini kendi sesi ile seslendirirken, bir de karagöz oyunu varmış kayıtlarda, bu müthiş eser hepimizin arşivinde de yer almalı bence (;  

Kendime doğum günü hediyesi olarak hediye edeceklerim arasında kendileri (;

Bu Çarşamba (28 Mart) harika bir doğum günü, gecesi geçirdim... 


Girdiğim yeni yaşla birlikte hayallerim gerçek olsun, içimdeki benimle eskisi gibi olsun (;


Dostum, arkadaşım, canım, ablam, yol arkadaşım, en çok güldüğüm, en çok eğlendiğim, olmazsa olmazım, en gerçek halim Sez'in bana hazırladığı doğum günü pastası ((; 


Seviyorum seni eşsiz insan... 



Ve dün akşam Sez' e geldiğini sandığım kargo paketinin içinden çıkan Patnos işi ayna ve kutularım...
Ağrı, Patnos'ta öğretmen olan iki can arkadaşım demiş ki: 
Karlı yollardan, dağlar ardından. Kocaman sevgiler, öpücükler 
Bana harika bir doğum günü sürprizi yapmışlar. 
Hem ağladım, hem güldüm hediyeleri açarken...
İyi ki hayatımdasınız canlar (; Seviyorum sizi...



Ruh halim gibi bir hayli karışık olan yazımı bir günlük tatilimde, aylardır gitmeyi arzuladığım Eğitimde İyi Örnekler Sempozyumu'na gitmekten vazgeçip yazabildim. Yazılacak bir sürü taslak beni bekliyor, hepsini yavaş yavaş yazacağım.

 İyi ki evde kaldım... Mis bir gün geçirdim. Tabi, az sonra çalışmaya kaldığı yerden devam.

Çalış Dora, çalış (; 

Küçük bir dilekle yazımı sonlandırıyorum, sevgiyle kalın. 

1 Haziran'ın gelmesini iple çekiyorum, şu anki uğraşlarımın bir kısmının final tarihi: 1 Haziran (: Gel gel gel Haziran, gel gel gel. Çabuk gel e mi (; 


S.D.